Yeşilçay Takımım

Uzun zamandır aklımda porselen demlik alma fikri vardı. Yeşil çay demlerken daha iyi olur diye. Bugün twitter da Arya'nın şu tweetini görünce de "tamam yiaa bi ara alırım artık" dedim.
O bi ara bugüne denk geldi. Çarşıya çıkmışken hadi bi dükkana girelim de serinleyelim maksatıyla girdiğimiz dükkanda aşağıdaki demlik ve kupaları görünce aşık olduk CembeK ile. Hemen 3 kupa 1 demlik aldık. Sonra bunları Şeyda görüp beğenince tekrar döndüm gittim bi de ona aldım demlik ve kupa.
Ha bir de şeker kaşıkları var. Onlardan hep görüyordum ama diğerlerine ilk kez rastladım ^^
Bakınız (:


Demliğin ve kupanın içinde süzgeçler var. Demlikte demir, kupada da porselen süzgeç var. Özellikle kupa tam istediğim şeydi. Hem kapaklı hem de içinde süzgeç var. Yani tek başıma çay içeceğim zaman demlikte demlemeye gerek kalmaz. Çoğu zaman demlemeye üşendiğimden içmiyorum yeşilçayı :D


Bunlar da kaşıklarım. Bugün porselene boğdum kendimi :D

 Demliğin iki tarafında da farklı resimler var. Sanırım kadınlar Japon. Yani kıyafetlerinden öyle olduğunu düşünüyorum. Koreli değiller onu biliyorum da nereliler... şeceresini çıkaracak değilim :D haha benim evimdeyseler Türkler deyip olayı bağlıyorum :D :D


Böyle işte dediğim gibi bugün kendimi porselene boğdum :D

Maraz

"Kendini gerçekten çok yaşlı hissetti bir an.Böyle düşünmek için erken olduğunu biliyordu ama her şeye baştan başlamak için çok geçti ve insanı yaşlı yapan da buydu. 

Çocukken dünya kocaman bir oyun bahçesiydi ve senindi. Bilinmezdi, heyecanlıydı ve hayal kurabildiğin ölçüde sana aitti. Geleceği bilmiyordun ama onu gönlünce şekillendirebileceğine inancın vardı. Her şey ama her şey bir ihtimaldi. Dünyayı güzel kılan da, işte o ihtimallerdi. Her filmde yeni biri olabilirdin, her kitapta başka bir ömür sürebilirdin. Zengin, ünlü, astronot, veteriner, doktor, mutlu, prenses, başbakan, gizli ajan, ressam, rock yıldızı, futbolcu, hiçbiri imkansız ya da uzak değildi. 

Yaşlanmak ise ihtimallerin azalmasıydı. Sahip olamayacağını bilerek bakmaktı etrafa, geçmiş olsun demekti. Asla o kitaptaki adam ya da kadın olamazdın artık. 'Sınırlı mutluluklar dönemine hoş geldiniz' yazan görünmez bir tabelanın altından geçerdin! 'Gerçekler dünyasına hoş geldiniz! Yetinmeyi öğrendiniz mi, öğrenmeniz gereken tek şeyi?'

Hande Altaylı / Maraz"







Kitabın bu kısmını okuduğumda, uzun süredir yaşlıymışım gibi hissettim. Bunun sonu nereye varacak? Bıktım da demiyorum da, ne bileyim işte bunaldım.

Geçmiş Doğum Günüm Kutlu Olsun

Bugün eve bi paket geldi. Küçük bir koli. Üzerinde adres veya isim yazılı değil. Sadece bir adet telefon numarası var. Bu kimden bu kimden... Bi' de öyle bir bantlanmış ki burdan kutuplara gitse açılmaz :D Zaten uykuluyum, pakette isim yazmıyo giriştim kutuya bıçakla :D Annem de ben uykuluyum diye dalga geçiyo benimle "Kız yoksa bomba mı yolladılar :O" Heee zaten yurtiçi kargonun da evlere bomba servisi vardı :D :D Kutuyu açtım ki içinden 2 tane anahtarlık ve bileklik çıktı. Ama benim kafa hâlâ basmıyor. Yeni kalkmışım ya. Paketlenmiş bir de şişe gibi bişe var gözükmüyo annem diyo "açsak mı ya kötü bişe çıkarsa  :/ " Neyse efendim içinden 2 adet mektup çıkınca bizim bomba serüvenimiz de sona erdi :D Meğersem beybem Selinim  bana ve CembeK' e geçmiş doğum günümüzü kutlamak için hediye yollamış :D Kendi elleriyle yaptığı friendship bileklikleri ve şirin mi şirin anahtarlıklar ♥ Bir de Zeytin yağı.
Beybem mektubu iyiki yazmış yoksa ben o mahmurlukla napardım bilmiyorum :D

Sol baştan 3 tanesi Selin'in yolladıkları. Lacivertli olan da benim yaptığım.


Ayıcık bana tavşancık da CembeK' e gelmiş. Ama ben tavşanı daha çok sevdimdi :')


2 gündür blogger bana fotoğraf ekletmediğinden bir türlü şu yazıyı yazamadım.
Beybem sana Çoooooooooooooooook teşekkür ederim

Teşekkürler Blogger(!)

2 gündür bana işkence çektirdiğin için, ağız tadıyla bir yazı yazdırmadığın için, eklediğim fotoğrafları inatla kabul etmediğin için teşekkürler blogger (!). 2 gündür sürekli bakıyorum düzeldi mi, düzeldimi yok arkadaş. Deli etti beni. bir türlü yazımı yayınlayamıyorum. Çünkü fotoğraf ekleyemiyorum. Bir an önce düzelse de yazılarımı yazabilsem.

Full HD Kalitesine Hoş Geldim :D



Annemin deyişi ile DÖRT GÖZ OLDUM BEENNN. :D Ne yalan söyliyim, çocukluğumdan beri gözlük çok hoşuma giderdi. Ama güneş gözlüğü bile takmışlığım olmadı hiç. 10  liralık gözlükleri takmak işime gelmedi iyisine de param yetmedi derken gerek duymadım pek :P

İlkokul yıllarımdan beri hep gözlerimde bir sorun vardı. Doktora her gittiğimde sadece duvardaki yazıları okutup damla verip yollalardı. E bi zahmet bi muayene edin dimi yok. Son zamanlarda her zaman okuyabildiğim yazıları okuyamadığımı fark ettim. 2 metre ötedeki yazılar bana karman çorman gelmeye başladı :/ ha bugün ha yarın derken neyse bi şekilde gittim doktora :P Doktor amca bana gözlük yazdı. E artık çocuk değilim gözlük işi kesinleşince bi tırstım, ben hep nasıl bunu kullanırım diye :/
Şuan çok rahatım. Sadece buharlanması, pislenmesi ve yağmurda yürmesi dışında herşeyine alıştım. He bir de ağlayınca kötü oluyor :D Su fışkırtmışın gibi :D

O kadar takıntılı bir insanım ki her dakika gözlük siliyorum. Bi' de çok kaşırım gözlerimi, unutuyorum gözlüğü hurraa gözlük parmak izi oluyor :D

İlk gözlüğü takıp dışarı çıktığımda o kadar şaşırdım ki. Meğer benim gözler harbiden de ayvayı yemişler. Hayatımda hiç bu kadar net ve parlak gördüğümü hatırlamıyorum :D Full HD kalite :D 450p den 1080p ye çıktım sanki :D Gerçi gözlükleri kirlenince bu kalite şeysi direk 360p ye hatta 240p ye kadar düşebiliyor :D

Bir de şu var gözlüklerimi beğenenler çok az :( Ya ama ben çok beğendim :( Millet kemik gözlük takanlarla "inek gözlüğü takmış" diye dalga geçerken bile ben seviyordum kemik gözlüğü. Şimdi moda oldu. İyiki de oldu çeşit çoğaldı. Ama beğenmemişler. Amaan neyse ben beğendim :D Mor mor. Çerçeveyi değiştiğimde kırmızı alıcam. Aklım kaldı hep onda :D

Öyle işte gözlüklü hayat zor olduğu gibi çok net ve rahatmış :D Böyle böyle alışıyorum :)

Ahanda bu da gözlüğüm :D Aslında gözlüğüm mor ama telefon ve gece etkenlerinden ötürü siyah gibi çıkmış :/

Karadeniz Müziği Dinlemenin Zararları!!!

Aslında zararları değil de yan etkileri demek daha doğru olur. Mesela şu şarkıyı sürekli dinliyorsunuz. Sonra diyorsunuz ki kendi kendinize
"Yahu ben Sürmeneli miyim? Yoooo Peki Trabzonlu muyum? Yoooo. E peki niye sürekli bunu söylüyorum???" Hah işte tam da burada düşünürken.. Ammaaannn koy ver gitsin diyerek başlıyorsunuz

Oyy çalamadum gittii Sürmene havassıniii...
Bu sene yiyemedduumm hamsinun tavassınii...
Gel yanuma yannumaa gidelum yali yalliii...

Sonra şunu dinliyorsunuz yolda yürürken. O tulum sesi başlamaz mııı. Yürürken kollarınızı havaya kaldırarak sallaya sallaya üç ayak oynayasınız gelir. Sokak ortasında üç ayak oynayarak yürünür mü hiç? İşte bu müzikler insanın aklını çeliyor. Hatta bir bakmışsınız ki artık adımlarınız normal değil hafiften zıplaya zıplaya atılır hale gelmiş.


Üstteki şarkıyı dinlerken mısır patlatıyorsunuz. Bi an o kadar kendinizden geçiyorsunuz ki tencereyi bırakıp el çırpıp horon oynamaya başlıyorsunuz. Sonra ne yaptığınızı fark edip "acaba kimse gördü mü?" diye etrafınıza bakıyorsunuz. 

Ya da yemek yaparken, bulaşık yıkarken hep aynı şey oluyor. Bi' an bakmışsınız ki herşeyi bırakmış, kendinizi müziğe kaptırmış oynuyorsunuz. 

Yani bu yazdıklarım benim başıma geliyor da sizi bilemem :D

Bu arada ben ne Trabzonluyum, ne Rize, ne de Artvin. Sadece KARADENİZLİYİM :)

Kitap Kulübü



İşimi seviyorum. İşimi sevmemin en büyük nedeni de çocukluğumdan beri anneannemin bana kitap okuma sevgisi aşılaması. İşim ne mi? Özel bir kitap kulübünün müdürüyüm. Yani eskilerin deyimi ile kütüphane müdürüyüm. Anneannem bana eski günleri anlattığında ona o kadar çok imreniyorum ki.
Eskiden herkes kütüphanelere gider, kitapçı denen yerleri gezer, tonla kitap alırlarmış. Sonraları anneannemin gençlik yıllarında tablet pc denen şeyler çıkmış. İnsanlar kitap almak yerine e-book okumaya başlamışlar. Bunun sonucunda da maalesef yayın evleri artık kitap basmamaya karar vermişler.
Anneannemi her ziyarete gidişimde  eski günlerden konuşuruz. Kitap almak için nasıl para biriktirdiklerini, eski kitap satan yerlere gittiklerini, -ki onlara da sahaf derlermiş- arkadaşları ile anlaşıp değiş tokuş yaparak kitap okuduklarını anlatırlar.
Ben de oturur onları kıskanarak dinlerim. Yaşıtlarımdan çoğu eline hiç kitap almamış. Biraz ailelerinden alamadıkları kitap sevgisi, biraz da teknolojinin cazip gelmesi ile bir çok arkadaşım hayatlarında hiç gerçek bir kitap okumamış.
Gerçek bir kitabın yerini ne tutabilir ki. Bir kere sayfalarını çevirdiğinde o sesi duymalısın. O kokuyu, o dokunuşu hissetmelisin. Ruhsuz birşeye bakar gibi sırf okumak için okunmamalıdır kitap.
Kitapların da yaşadığını bilmeli insan.
Şimdilerde yayın evleri sadece kitap kulüplerine yollamak için kitap basıyorlar. Bu kulüplere de herkes giremiyor.Sadece özel üyeler girebiliyor. Kitabın kıymetini bilen üyeler.
İleride, torunlarımın zamanında bu kulüplerin de yok olmasını istemiyorum.
İnsanlığımızı, kendimizi, kitaplarımızı teknolojiye kurban etmeseydik keşke.
Keşke yıllar öncesine gidebilseydik de bu hataları düzeltebilseydik.

Kitap kıymeti bilenlerden olmamız dileğiyle...

Yazamıyorum...


Ne zamandır hep yazı yazasım var. Hatta aklımda da bir sürü şey var ama o kadar doldum ki hangisini yazsam nasıl başlasam diye karar veremiyorum. Birinden başlasam öbürüne dalsam. Bi' de canım o kadar sıkkın ki elim klavyeye gitmiyor. Sadece bunu yazmak istedim şimdi. Çok canım sıkkın. Öyle işte :P

Tam da aklımdan geçen şeylerin üzerine twittera baktığımda İbrahim Tatlıses'in tweetlerini gördüm. Buradan paylaşayım.


Siz siz olun sakın İSYAN etmeyin...Ne zaman İSYAN o zaman karanlık günler ne zaman İSYAN o zaman kar, boran en iyisimi SABIR ALLAHIM SABIR.

ALLAH'A el açın ona deyinki; yarabbi kadir snsin, Kerim sensin, rızık sensin, şifa sahibi sensin, şifa sensin, yoktan var eden hep sen.

Lotte Fits sakızlıarııı rııı rııı Güvenle çiğniyiiinn yiinn yiinn

Bugün başlık bile kafayı yedi :D Hep bu Takeru hıyarı yüzünden 2 gündür CembeK ile evin içinde

Taa ke... Taake... Takeruuu~~~~
Kamuntdo niyan nyan nyan nyan yaaannn
Kamuntdo niyan nyan nyan nyan yaaannn 



Bakın şundaki tatlılığa yaa :D Oturupta reklam müziklerini dinleyeceğim aklımdan geçmezdi :D O değil canım sürekli sakız çekiyor. Off :D Başka bir şeyin reklamı olsaymış ya haha

Bi' de korku filmi gibi yapmışlar bi kısmısını :D
Hintoga tzın tzın tzın tzı tzınnnnn
haha Allahım yaa Japoncayı çözücem bu hevesle :D :D
Tasarım:Sawako Kuronuma