Çamaşır Yıkamanın Keyifli Hali

Ev işleri arasında her hanımın farklı favorileri vardır. Mesela kimi ütü yapmayı sever , bazıları ise yemek yapmayı. Sevdiğiniz işlerin size verdiği keyif ise bambaşkadır ve terapik etkileri vardır. Başka dünyalara gider, hayaller kurar, güzel anları hatırlar, planlar yaparsınız.
Size harika bir haberimiz var. Artık bu keyfi size yaşatan favorileriniz arasına çamaşırı da ekleyebilirsiniz :) Çünkü Rinso bunu mümkün kılıyor.
Rengarenk paketleri ile raflarda dururken bile enerjisini yansıtan Rinso, çamaşır yıkamayı kolay ve eğlenceli bir hale getiriyor. Rinso’nun Kır Bahcesi (Yeşil), Çiçek Bahcesi (Pembe) ve Büyülü Bahçe (Mor) şişeli sıvı deterjanları hem beyaz hem de renklileriniz için tortu bırakmayan bir temizlik vaad ediyor.

İğne Oyası Videolu Anlatım #11 Çiçek Yapımı

elişi, iğne oyası, videolu anlatım, videolu iğne oyası, El emeğim, çeyiz, başörtü, diy, hand made, craft, çiçek, flower, anlatımlı,

3 gündür videolar ile uğraşıyorum. Telefonumun şarj problemi var. Giriş yeri bozuk şarjda iken kıpırdatamıyorum. Çok çabuk şarjı bitiyor hal böyle iken benim de elim video çekmeye gitmiyor. Ama dedim nereye kadar Esraaaa :D Kalk iki video çek :D

Sevgi İzi İle Beni Buldular


En acı kayıp insan kaybıdır. Bunu kimse inkar edemez. İnsan en ufak bir eşyası kaybolduğunda bile sinirleri yıpranırken bir de insan kaybını düşünün.
Hele ki kaybolan kişinin kendisini idare edemeyecek kadar hasta, yaşlı ya da zihinsel açıdan engelli olduğunu düşünün...
Ne kadar zor değil mi?

En Yakışan Çift... ShahRukh Khan ve Kajol


O kadar film izledim bazı çiftleri birbirine çok yakıştırdım ama en yakışanı kesinlikle Shahrukh Khan ve Kajol. İki insan nasıl olur da birbirine bu kadar yakışır. Böylesine uyumlu olur.

Eski filmlerini defalarca izledim. Hatta filmlerden olan kliplerini o kadar çok izledim ki ezberledim.

Şimdi yeni filminden klip yayınlanmış.

“Pantene Altın Kelebek Ödülleri”nde Güzeller Geçidi

Yılın merakla beklenen ödülleri ‘Pantene Altın Kelebek’in kırmızı halıdaki yıldızlar geçidinde, ünlü yıldızlar saçlarıyla, şıklıklarıyla ve güzellikleriyle dikkat çekti.




29 Kasım Pazar akşamı Zorlu Center Performans Sanatları Merkezi’nde televizyon ve müzik dünyasının en iyilerinin ödüllendirildiği “Pantene Altın Kelebek Ödülleri”nde; birbirinden ünlü isimler ödül töreni öncesinde kırmızı halıda saçlarıyla, güzellikleriyle ve şıklıklarıyla göz kamaştırdı.

Deli Divane - Nehir Erdem / Kitap Yorumu


Delidivane'yi geçen ay okudum. Sanırım :D Artık zamanlarını da karıştırmaya başladım. Kendi standartlarıma gore bu yıl çok fazla kitap okuduğum için hatlar karışıyor :D
Neyse.
Yeliz, abilerinin şirketinde çalışmaya karar verir, abileri de Yeliz'i Karadenizde iş yapmak istedikleri şirketle işi bağlaması için Trabzon a yollarlar. Fakat görüşmeye gittiği adam hiç de tahmin ettiği gibi biri çıkmaz. Yeliz'e göre adam tam bir dağ öküzüdür. Mehmet e gore ise Yeliz şehirli bir züppedir. Mehmet, Yelizi bir şekilde yola getirmek ister ve tabii ki aşık olurlar.

Bazen kitap konusu anlatmaktan çok sıkılıyorum. Konusundan ziyade fikirlerime geceyim.
Kitap güzeldi. Ben Karadenizlileri sevdiğim ve Doğu Karadenizli olduğum için ekstra beğendim. Mehmet ki ben ona Memet demeyi daha çok sevdim aman aman o inat damarı yok mu çok fenaydı. Bu sefer kadın karaktere çok gıcık olmadım. Memet ve Yelizin atışmaları güzeldi. Ama bir şey vardı ki bu kitabı benim gözümde güzel yapan Rabia Sultan. Memetin nenesi. Eğer Rabia nene olmasaydı normal bir romantik komedi olurdu. Rabia nene gibi bir nenem olaydı keşke. Tamam çok küfürbaz bir hatun ama çok da şekerdi. Yalnız dikkatimi su çekti spoiler vermiyorum ama Deli Divane'nin bir kısmı ile Huysuz ve Ruhsuz'un bir kısmı o kadar çok benziyordu ki sanki aynı şeyleri okumuş gibi oldum. Esas oğlanlar ve abiler durumu. Onun dışında kesinlikle Huysuz ve Ruhsuz'dan daha çok beğendim. E burada Rabia nene ve Memet vardı beğenilmez miydi hiç :D

Emek Hırsızlığı!

  

Beni takip edenler bilirler iğne oyasını severim, videolu iğne oyası anlatımları da yaparım. Bugün facebookta takip ettiğim iğne oyası sayfalarından birisinde bir videoya denk geldim.
Videoyu açmadan önce çıkan resmi görünce 'Allah Allah benim ellerime ne kadar benziyor' diye içimden geçirdim. Acaba benim videomu mu paylaştılar ama ben böyle isim koymamıştım derken açtım ve şok geçirdim. Benim dailymotion a yüklediğim bu videomu kullanıcının birisi kendi hesabından yüklemiş. Hiç bir şekilde alıntı olarak da belirtmemiş. Hoş alıntı olduğunu belirtse bile kızardım.

Elişi videosu çekmek gerçekten çok zor. Hele ki bu benim ilk videolarımdan birisi. Çekerken hem kamerayı nasıl kullanacağımı bilmiyordum hem de konuştuğum için çok çekiniyordum. Ben videolarımı çekerken gerçekten çok zorlanıyorum. Tripodum olmadığı için telefonu sabitlemek bazen gerçekten çile oluyor. Çektikten sonra onları internete yüklemek çoğu zaman 7 saati buluyor. Abarttığımı mı sanıytorsunuz? Hayır çok ciddiyim. 
Bu kadar sıkıntı çekerek ortaya koyduğum emeğin habersizce alınması kusura bakmasın kimse ama emek hırsızlığında başka bir şey değil.

Gölgedeki Yıl - Hannah Richell / Kitap Yorumu

"Bazen gerçek mücadele olaydan sonra başlar, elinde kalanlarla yüzleştiğin zaman...
Bununla nasıl yaşadığın. İşte gerçek savaş budur."
 

İki farklı zamanda ama aynı mekanda geçen dostluğu, sevgiyi, aileyi ve tutkuyu anlatan, son ana kadar insanı meraka sürükleyen güzel bir kitaptı Gölgedeki Yıl.

Broadway'in Yeşil Devi sömestirde İstanbul'da! Shrek The Musical Zorlu PSM’de!

Kalbi de en az kendisi kadar dev olan Shrek'in beyaz perdeden Broadway'e taşınan öyküsü, Zorlu Performans Sanatları Merkezi'ne taşınıyor.




Shrek'le tanışmamıza vesile olan şimdilik toplam dört filmin animasyon dünyasındaki yeri ve önemini tartışmaya gerek bile yok. DreamWorks tarafından William Steig'in 1990 tarihli, Shrek! isimli kitabından uyarlanan serinin ilk ayağı, animasyon filmlerinin hasılat rekorlarına yeni bir çıta koydu. Aynı zamanda endüstrinin kalite standartlarını da hayli yukarı çekti. Sadece çocukların değil, her yaş kategorisinden izleyicinin fenomeni haline gelen Shrek'in bu başarısı, yeşil devin, bilgisayar oyunları ve çizgi romanlara da konuk olmasını sağladı.


Gençler Okuyor!



Her zaman söylenir ya Türkiye okumuyor, 10 kişiye 1 kitap düşüyor. Çok şükür artık Türkiye okuyor. Özellikle gençler deli gibi kitap okuyor. Instagram a şöyle bir bakarsanız eğer tonla kitap hesabı var.  Hatta kitap fuarları dolup taşıyor. Gençler okuyor ama ne okuyor bir de o mesele var. Ona geçmeden önce okuyucu tiplerinden bahsedeyim.

Tatlı Yalan - Jamie McGuire / Kitap Yorumu

Boşuna dememişler bugünün işini yarına bırakma diye. Kitabı bir ay önce okudum şuan yazısını yazamıyorum :/  Neyse bir yerden başlamak gerek :D Yine Selin'le okuduğumuz ve okurken birbirimizi mesaj yağmuruna tuttuğumuz bir kitap daha :D Onun yazısı için de buraya tıklamanız yeterli.

tatlı yalan, Jamie Mcguire, thomas maddox, maddox borthers, yabancı yayınları, kitap, kitap yorumu, Kitap OkuYorum,

Dilwale (2015) Fragman


Oy oy oyyy bu adam nasıl insan yahu buna nasıl bir makyaj yapıyorlar da bu kadar genç gösteriyor aklım almıyor :D Başrollerinde Shah Rukh Khan, Kajol, Varun Dhawan ve Kriti Sanon'un yer aldığı Dilwale filminin fragmanı yayınlandı. Daha önce de araştırdığımda konusuna dair bulduğum tek şey filmin aksiyon-romantik olacağıydı. Henüz konusunu öğrenemedim. Aman artık izlediğimde öğrenirim :D


Nasıl güzeller Shah Rukh ve Kajol. SRK'ye bu saatten sonra böyle aksiyonlu filmler yakışır. Ama Allahasen bu nedir yahu bir kurşunla arabaya takla atlatmalar. Sinir oluyorum böyle abartılı aksiyonlara. Oysa Don'da ne güzeldi. Hint filmine göre aksiyonu gayet ölçülüydü. SRK şöyle adam gibi bi film çeksin demekten de yoruldum sanki :") Gerçi daha filmi izlememize var ama neyse aksiyon konusunda fikrim aynı.


Huysuz ve Ruhsuz - Nehir Erdem / Kitap Yorumu


Kitabın konusuna çok az değineceğim çünkü fazla girersem spoiler olur. Doğa kendi ayakları üstünde durmak ister bu yüzden de aile şirketinde çalışmayı reddeder. İç mimar olarak başvurduğu şirketin sahibi Yağız ile ilk görüşte birbirlerine karşı çekim hissederler. Bu kısım biraz hızlı gelişiyor ve hemen aşık oluyorlar. Ben böyle çabuk gelişen olayları pek sevmiyorum. Zaten çabuk geliştiğine bakmayın sonrasında neler neler oluyor.

Buradan sonra spoiler yapacağım. Kitabı okumayanlar için biraz sakıncalı olabilir.

Bu kitap beni çok sinir etti ya >< Anlayıp dinlemeden gurur yapıp kaçıp gitmek de ne demek. Saçma sapan bir gurur yüzünden bir çocuk babasız büyüdü. Yani bilemiyorum tabii çocuk sahibi değilim ama insanın çocuğu olduğunda gururu bir kenara bırakıp olayları iyice bi anlaması gerekmez mi? Doğa dan nefret ettim.
Doğanın yaptığı tek iyi şey Arda :D onun dışında böyle bir karakter istemiyorum :D Yağız da fena değildi. Kitapta bahsedilen tatil köyünü çok merak ettim :D
Ay bi de Arda nin cümlelerini okurken ağzım yamuldu resmen. 'Ayda nın annesi. Yayız amca' derken bi sure sonra r leri okurken otomatikman y olarak çıkmaya başladı zaten Yağız i yayız diye okumaya başladım :D
Sonuç olarak kitap fena değildi ama bayılarak da okumadım. Hep Doğa yüzünden hep!

Bakire - Nancy Pickard / Kitap Yorumu


Bu kitabın adından dolayı çok ön yargılıydım. Çünkü aşırı cinsellik olan kitapları okumamaya çalışıyorum ki konu güzelse o kısımları atlayarak okuyorum. Adı bende böyle bi etki bırakınca almamıştım.
Arkadaşımda görünce ve aslında cinayet romanı olduğunu duyunca aldım okudum. Genelde pek cinayet tarzı okumayı sevmem ama bunu 1 günde bitirdim. Gerçekten çok sürükleyiciydi ve beğenerek okudum.

17 yıl önce işlenmiş ve sırrı yıllarca ortaya çıkmamış bir cinayet yıllar sonra tekrar gün yüzüne çıkıyor. Kimliği bilinmediği ve tecavüze uğrayarak öldüğü tahmin edilen kız kasabada bir efsane gibi nam salıyor. Artık herkes ona #Bakire diyor. Bu cinayet sadece bir genç kızın ölümüyle bitmeyip birbirine son derece bağlı olan üç arkadaşın da hayatlarını alt üst ederek bir daha eskisi gibi olmamasına neden oluyor.

Kitap güzeldi gerçekten. Baştan beri tahminler yürüterek okudum. İlerledikçe tahminlerim tutmaya başladı. Çok fazla cinayet romanı okumadığım için bu tür içinde nasıldır bilemem ama bana göre iyiydi.

Yazarın diğer kitaplarını da merak ettim.

Şimdi Benimsin - Güneş Demirel / Kitap Yorumu


Ben böyle beklememiştim. Kitabı hep görüyordum ama ne bileyim içimden hiç alıp okumak gelmemişti. Ama Fırat Fırat diye hep karakterin adını da duymuştum. Sonra birgün karar verip kitabı aldım. Keşke daha önce alsaymışım Kısaca anlatırsam Elifin abisi, Diyarbakır'lı bir kıza aşık olur ve gizlice evlenirler. Ama kız Fırat isminde bir gençle nişanlıdır. Fırat aşiret ağasının oğludur ve nişanlısı başkası ile kaçtığı için aşiret gereğinin yapılmasını ister. Bunun üzerine de Fırat Elif'i kaçırır ve tecavüz eder. Sonrasında ise Fırat'ın tükenmek bilmeyen vicdan azabı ve pişmanlığını okuruz.

Daha 10. sayfa olmamıştı benim gözlerim doldu. İçim yandı okurken. Hatta başta dedim ki böyle şey mi olur. Ortada affedilmesi mümkün olmayan bir suç var ve kız kendisine böyle bir kötülük yapan adama aşık mı olacak? Bu bu kadar basit mi diye kızdım. Sadece ona değil Fırat i sevenlere de kızdım. Ama sonra öyle olmadığını gördüm.

Konu o kadar güzel bir şekilde işlenmişti ki düşündüğüm tüm olumsuz şeyleri yutmak zorunda kaldım. Affedersiniz yanılmışım Zaten 1 günde okudum. Elimden düşüremedim. Kitap bittiğinde hıçkırarak ağlıyordum.

Kitap biteli kaç gün oldu hâlâ aklıma geldikçe gözlerim doluyor. Bu belki kitap olabilir, yazar bu karakterleri hayal dünyasında oluşturmuş olabilir ama bunlar hayatın gerçekleri. Bir kadın suçsuz dahi olsa en yakınları bile onu suçlayıp hayatını cehenneme çevirebiliyor. Off insan kendini Elifin yerine koymaya korkar. Böyle şeyler yaşamak zorunda kalan herkesin Allah yardımcısı olsun.

Kitabı özetlersek; Töre, affedilmesi mümkün olmayan hata, korku, pişmanlık, sevgi, aile, aşk!

Yazara böyle güzel bir kitap yazdığı için çok teşekkür ederim.

Oh My Venus (Teaser)


Yıllardır So Ji Sub ve Shin Min Ah'ı aynı dizide görmek istediğimi söylerim. Hatta zamanında şöyle de bir yazı bile yazmıştım. Yapımcılar serzenişlerimizi duymuş olacaklar ki sonunda bir dizide başrol paylaşıyorlar. Ne zaman önce haberi gelmişti ama fragman yoktu.
Çok şükür yayınlandı!


Ama konusunu anlat derseniz inanın ben de pek birşey anlamadım :/ Çok yetersiz olarak bilgi vermiş siteler. Ama anladığım kadarıyla Shin Min Ah kilolarıyla derdi olan bir avukat, So Ji Sub ise ünlülere yaşam koçluğu yapan bir adam. Sanıyorum ki yine bir kilolu kadını zayıflatma operasyonunu izleyeceğiz.

Son 1 yıldır neredeyse hiç k-drama izlemedim ama bu çifti sabırsızlıkla bekliyorum.

Benim için büyük insanlık için gereksiz bir adım attım!

 
Ben değişiklikten pek hoşlanmam. Bir şey hoşuma gittiyse uzun bir süre öylece kalır. Mesela bir akik yüzük beğenirim onu aylarca parmağımdan çıkarmam. Ya da telefonumun zil sesini yıl olur değiştirmem. Geçenlerde bir arkadaşım isyan etti.'Esra abla değiştir artık şu whatsapp fotonu bunaldım aynı şeyi görmekten'. Ama ben ona alıştığımda rahatlıyorum. Alıştığım bir şeyi değiştirdiğimde huzursuz oluyorum.
Son bir örnek vereyim. uyuduğum odanın şekli değiştiğinde iki gece rahat uyuyamam, sürekli uyanırım. Yani alıştığım düzen bozulduğunda, değişiklik olduğunda ben huzursuz olurum.

Ama çok büyük bir değişikliğe adım attım. Diyetisyene gittim. Beni tanıyanlar çok aşırı kilolu olmadığımı bilirler. Hatta kendi kilomdan rahatsız olmadığımı, bazı kendini bilmez münasebetsizlerin dış görünüşüme dair ettikleri lafları da sallamadığımı çok iyi bilirler. Ben uzun yıllardır hemen hemen aynı kilodayım. Fakat artık kendim için zayıflama kararı aldım.  -Kilomu sormayın hiç 90 ı görmedim :D- Bu kararı alışımın nedeni de tamamen sağlık açısından oldu. Yaklaşık olarak 2 buçuk yıldır ara ara çarpıntım oluyor. Son 1 yıldır ise iyice arttı. 2 ay önce bir gün öyle bir hale geldim ki bayılacak gibi oldum. Doktora gittiğimde ise nabzın yüksek kalbinde bir şey yok dedi :/ Madem EKG temiz çıktı o zaman sorun ne diye sordum ama sevgili doktor bey o kadar yoğundu ki çarpıntın var işte şu ilaçları kullan olmadı yine gelirsin dedi.
Tabii sevindim içim rahatladı ama aklıma da takıldı neden böyle diye. Ben de bu yüzden zayıflamaya karar verdim. Allah nasip ederse bir kaç ay boyunca devam edeceğim. Bunu da buraya yazıyorum ki blogum şahit olsun.


Anıları kaydetmek gerek. Kendi tarihimize not düşmek gerek. Diyorum ya benim için büyük, insanlık için gereksiz bir adım attım :)

Yeşil Domates Yemeği

Birçok kişi yeşil domates yemeğini bilmez. Biz kahvaltılara pişiririz. Çok da severiz.Nasıl desem ekşimsi güzel bir tadı var. Çayla beraber çok güzel oluyor. Eh bol bol da ekmek yediriyor :D  Şöylece tarifini vereyim. Siz de yapın. Bu güzel lezzetten mahrum kalmayın. Hazır yeşil domates mevsimiyken. Hatta beğenirseniz doğrayıp porsiyonlar halinde buzluğa da koyabilirsiniz. Pişireceğiniz zaman bir soğanı kavurması kalır :D

yeşil domates yemeği, yeşil domates, domates, yemek, tarif, soğan, kahvaltılık,
İri iri bolca doğranmış soğanlarımızı pembeleşene kadar kavuruyoruz. Küp küp doğranmış 1 kilo kadar  yeşil domatesimizi de içine atıp biraz çevirdikten sonra bol pul biber biraz da tuz ekleyip üzerine de 1 su bardağı su döküyoruz. İyice özdeşleşene kadar kısık ateşte pişiriyoruz. Su miktarı aslında size kalmış bir şey.

Ortaya nefis bir yemek çıkıyor.  Deneyecek olursanız afiyet olsun ^^

Marslı - Andy Weir ( #1Kitap1Film -1-)

1kitap1film, kitap, film, marslı, martian, kitap yorumu, Kitap OkuYorum, okur yorumu, film yorumu, the martian, mark watney, matt damon, cinemaximum, ithaki yayınları, abd, bilim kurgu, uzay, mars, gezegen,
 
NASA, Ares 3 görevi ile Marsa 6 astronot gönderir. Fakat çıkan bir takım aksilikler sonucunda görev iptal edilir ve bir an önce geri dönmeleri istenir. O sırada Astronot Mark Watney bir şekilde geride kalır. Tüm dünya Mark Watney için seferber olur. Acaba Mark Watney'i kurtarabilecekler mi?

"O, dünyanın en ünlü adamı. Sorun şu ki Dünya'da değil." 

Kitaptaki bilimsel terimler oldukça yoğundu ara sıra sıkılır gibi olsam da Mark Watney karakteri o kadar esprili ve eğlenceli bir karakterdi ve kitap o kadar akıcı ve sürükleyiciydi ki elimden bırakamadım. Acaba kitapta Mark'ın hayatta kalmak için yaptıkları bilimsel olarak gerçekleşmesi mümkün mü yoksa kurgudan ibaret mi merak ettim. Andy Weir nasıl da zeki bir adam. Kitabı mutlaka tavsiye ederim.
Şuracıkta iki spoiler yapayım haberiniz ola :D Başlıyor!
Aslında beni en çok etkileyen şeylerden biri de normalde böyle büyük olaylardan sonra karakter her zaman bir yolunu bulur ve sorunsuzca işini halleder. Tamam bunda da bir yolunu buldu ve kurtuldu ama hah işte tamam bu sefer halloldu derken hep bir aksilik çıktı. Bence bu aksilikler gerçekten doğal seyrinde olan olması mümkün aksiliklerdi. yani dusunsenize bir matkap yüzünde kısa devre olup iletişimi koptu. Ay ben anlatamadım ama siz anladiniz galiba :D Neyse işte çıkan aksilikler bile kitaba ayrı bir hava katmıştı. Ayrıca Mark'in olmadık yerde olmadık şeyler söylemesi müthişti. Bitti!

1kitap1film, kitap, film, marslı, martian, kitap yorumu, Kitap OkuYorum, okur yorumu, film yorumu, the martian, mark watney, matt damon, cinemaximum, ithaki yayınları, abd, bilim kurgu, uzay, mars, gezegen,

Gelelim filme.
Bence bozulmadan uyarlanmaya en yakın filmlerden birisi olmuş. Yani Labirent serisini okuyup ve de izledikten sonra bunu gönül rahatlıyığla söyleyebilirim. Haliyle film olduğu için biraz üstünkörü olmuştu ama ona da fazla aldırmıyorum. Hiçbir zaman bir film, kitabının aynısını yansıtamaz. Özellikle filmin son kısımlarına doğru ufak değişiklikler vardı ama çok da mühim değil.

Ama şunu söyleyebilirim ki kitabın sonu çok alelacele bitirilmişken, filmin sonunda tüm karakterlere yer verilerek doyurucu bir final yapılmış.

Matt Damon cidden çok iyi bir şekilde canlandırmış Mark'ı. Kitapta okurken nasıl eğlendiysem filmi izlerken de bir o kadar eğlendim. Mimikleriyle, hareketleriyle tamamen adapte olmuş.

Filmi de böyle anlattıktan sonra gelelim benim MarsGate sinemaları hakkındaki şikayetime. Bana en yakın olan AVM de Cinemaximum MarsGate var. Pahalı olmasının yanında sürekli arıza çıkartıyor.

Daha önce Hobbit 2 ye gittiğimizde dublajlı filme girdiğimiz halde ilk yarım saat altyazılı olarak oynatılıp daha sonra film başa sarılımıştı.

Bu sefer ise ışıklar sönüp reklamlar bittikten sonra ekran tamamen karardı ve film oynamaya başladı. Daha doğrusu ses vardı ama görüntü yoktu. Bir süre böyle devam ettikten sonra reklamlardan tekrar başa alındı ve tekrar ses var görüntü yoktu. Ardından 2-3 dk boyunca ekran ve ses tamamen gitti, salon zifir karanlık oldu. Telefonların ışıkları haricinde hiç ışık yoktu. Üçüncü sefer çok şükür film başladı. Bu sefer de klimayı o kadar çok açmışlar ki Mark, Marsta soğuktan titrediği anlarda biz de içeride titredik. Burada firmayı tebrik etmek gerekir bize filmi an be an yaşattılar :D

Sonuç olarak önce kitabı okuıyun, sonra filmi izleyin. Pişman olmazsınız :)

O halde bu şarkı 70leri pek seven Mark Watney'den hepimize gelsin :D Kendisi kitapta dinliyordu.


Suite Française (2014)

İzleyecek film bulmak ne kadar zor. Film izlemek 2 saat ise bulması daha fazla. Yine böyle arama çalışmasına girişmişken bu filme denk geldim. Fragman hoşuma gitti. Arkadaşımla yaptığımız film gecesinin yıldızı bu film oldu.

1940 yılı Fransa'sında geçen filmde Almanlar Fransa'yı işgal etmişlerdir. Tüm kasaba Alman askerleriyle dolmuştur ve bir çok eve de konaklaması için teğmenler gönderilmiştir.

Lucile'in kocası savaşa gitmiş ve bir daha da kocasından haber alamamıştır. Baskıcı kayınvalidesi ile birlikte yaşarken, evlerine gönderilen teğmen ile bir anda tüm düzenleri bozulur.

Git gide birbirlerine aşık olan çift için her şey daha zor olacaktır. Düşünsenize ülkenizi işgal eden ve izin dahi istemeden evinizde kalan bir düşman askeri. Aldığı emirleri yerine getirmekle yükümlü olan bir asker.

Bu film imdb de nasıl olur da düşük puan alır anlam veremedim. Başroller gerçekten hakkıyla oynamışlar. Kadının aşkı ve yurttaşları arasında kalması, adamın tüm sorumluluklarına karşın muhteşem bir fedakarlık örneği sergilemesi.Film bittiğinde arkadaşımla birlikte ekrana bakakaldık. Öyle ki film bitti yazılar akmaya başladı biz hala kımıldayamadık. Film beni gerçekten çok etkiledi.

Dönem filmi sevenler bence mutlaka izlemeliler.
Ayrıca film kitap uyarlamasıymış.



Kara Kış Beyaz Düş - Fatma Erdek


Aslında kitabı bir kaç gün önce okudum ama son günlerde olan olaylar yüzünden yorum yapasım gelmedi. Kitap çok akıcıydı bir günde bitirdim. Fatma Erdek'in okuduğum ikinci kitabı.Okurken yine insanın içine işliyor.

Benim en korktuğum şey bu seferki konu. Sapkın üvey baba. Konusunu anlatsam mı anlatmasam mı bir türlü karar veremedim. Neresinden başlasam, en iyisi anlatmayayım zaten o kadar güzel ki spoiler vermek istemiyorum. Sadece pislik bir üvey baba var onu bilin yeter. İnsanın kimseye anlatamadığı bir yükle yaşaması ne kadar zormuş. Sonra kimseye güvenememesi... Gerçekte de böyle sıkıntılar yaşayanların Allah yardımcısı olsun.

Genel olarak karakterleri sevdim. Güven'e başta ısınamadım. Sebebi bana kalsın. Karkız'ın halleri içimi acıttı. Zeynep zaten bir başkaydı.

Şimdilerde yayınlanan Kırgın Çiçekler dizisi var ya kitabı okurken gözümün önüne geldi hep. Sanırım dram tarzı kitaplara Fatma Erdek sayesinde alışmaya başlayacağım.

Kahveli Fincan Kek

 
Ben kek sevmem hele sade kek hiç sevmem. Sadece belki ıslak kek olursa. Bazen derler ki sen bir de benim yaptığım kekten ye bak o zaman seversin ama yok ev yapımı kek sevmiyorum. Ama hazır kek severim. Zaman zaman heveslenir kek yaparım içine de evde  ne var ne yok katarım ondan bile 1 dilim ancak yiyebilirim.

Kaç gündür kek yapacağım diye dolaşıyorum. Canım felaket tatlı çekiyor. Ama hep malzeme eksik.
Ben de ne yaptım kılıfına uydurdum :D

Lafı çok uzattım tarife geçeyim; yumurta
1 çay bardağından biraz eksik yoğurt
yarım çay bardağı sıvı yağ
1 çay bardağı şeker
1 buçuk su bardağı un
yarımşar paket kabartma tozu ve vanilya
1 tatlı kaşığı türk kahvesi

Her zamanki gibi önce yumurta ve şeker iyice çırpıldıktan sonra yağ ve yoğurt da dökülüp çırpılır. Ardından un ve diğer malzemeler eklenip çırpılır. Kahve fincanlarının içleri yağlanıp, malzemeyi fincanların yarısına gelecek kadar doldurulur.
Yayvan bir tencerenin içine sıcak su koyulur ve fincanlar da suyun içine dizilir. Su fincanların yarısına kadar gelmelidir. Ben fincanlara bir şey olmasın diye önce biraz ılık su yaptım fincanları dizdikten sonra sıcak su ekledim. Tencerenin ağzı kapatılır ve kaynadıktan sonra 15-20 dk kadar ağzı açılmadan pişirilmeye bırakılır.

Kek buharda piştiği için biraz daha ıslak ve süngerimsi oluyor. Ama birer lokma ve lezzetli oluyor. Yani en azından diğer ev yapımı keklere göre hoşuma gitti :D

O zaman size de afiyet olsun :D


Meksika'dan Hediyelerim Var!

Bizim Zeynep'in yıllardır bir Meksikalı arkadaşı var adı Lizeth. Benim ingilizcem çok kıt olduğundan ve çat pat bildiğim bir dille konuşmaya çekindiğimden pek konuşamadım kendisiyle. Ama ailece severiz Lizz'i.
Bizim evin Meksika'lı kızıdır. Zeynep ile yıllardır birbirlerine hediyeler gönderirler. Düşünün yani ben iğne oyası bile yaptım Lizz'e :D Lizz ramazan ayında Zeynep'e yine hediye yollamış. Ben Ankara'ya gittiğimde haberim oldu. Geldikten sonra da araya bazı meseleler girdi yazıyı paylaşamadım.

Lizz bu sefer hepimizi düşünmüş.
Kurbağalı ve top şeklindeki anahtarlık benim. Anneme kolye, babama resim yaptığı için paletli anahtarlık, Merve'ye ay savaşçılı anahtarlık. Kitap ayracı da ortak. Esas önemli olan ise bunları Lizz kendisi yapıyor.

Bunları görünce o kadar sevindim ki bilemezsiniz. Çok tatlı değiller mi? *_*

Ayrıca zeynebe özel öyle güzel anahtarlıklar yapmış ki merak ederseniz buyrun buradan bakabilirsiniz.

Lizz bu yazıyı anlayamaz, e ben de ingilizce yazamam ama kendisine çooook teşekkür ediyorum :*

Beklesin bakalım ben de ona güzel güzel hediyeler yollarım :D

Süper Dadı - Betül Güçlü



Kitap ilk çıktığında çok merak etmiştim. Baktım Seyhan okumuş, sordum nasıl beğendin mi diye. O da sağolsun sen alma ben sana yollarım dedi. En sevdiğim kitap hediye kitaptır :D

Eğlenceli şeker mi şeker bir kitaptı. Her seferinde ben çocuk sevmem diyorum ama galiba çocukları bir tek kitaplarda seviyorum :D Son zamanlarda kitaplarda okuduğum çocuklar çok şekerdi :D

Şöyle konusundan bahsedeyim.
Efran Beril'e ilk gördüğü an aşık olur. Ama Beril yaşadığı hayal kırıklığı yüzünden kendisini çocuklarına adamış, etrafına aşılmaz duvarlar örmüştür.

Efran da çareyi eve dadı olarak girmekte bulur.
Daha önce hiç çocuk bakmamış Efran başta iki haşarı çocukla ne ytapacağını bilemez ama git gide çocuklara bağlanır.

Bir düşünün bakalım iki yaramaz çocuk bir adama neler yapmaz ki :D

Sare tam bir prenses gibi şekerken, Baler ise ketum ve yaramazdır :D

Eğer sıcak ve eğlenceli bir kitap okumak isterseniz tavsiye ederim :)

Beni Sev Diye - Asude / Kitap Yorumu

asude, beni sev diye, kitap, kitap yorumu, bradley, kristy, liliybeth, matt, dave, ingiliz, iskoç, Kitap OkuYorum, ephesus, book, tarihi, hystorical, aşk, romance, roman, novel,

Beni sev diye ne istersen yapmaya hazırım.
Beni yeniden sev diye ölüme bile razıyım. 

Kaç aydır Asude'nin yeni kitabının çıkmasını bekliyordum. Ben Ankara'dayken çıktı, gelir gelmez de sipariş verdim. Ama öncesinde Gül ve Avcı'yı okumam gerekiyordu. Okudum, sevdim. Sonra bu kitabı okudum. Bitti. Bayıldım!
Kitap çıkmadan önce Asude 'En iyi kitabım, en güzel kitabım' diyordu. Gerçekten de dediği kadar varmış.

Kitapta iki çiftin hikayesi anlatılıyor.
Zalım Bradeley ile masum Kristy ve çakal Matt ile huysuz cadı Liliybeth.
Karakterlerin hepsini çok sevdim ama ben yine ikinci çifti biraz daha sevdim sanki. Adamım Matt :D

PANTENE ALTIN KELEBEK ÖDÜLLERİ’NE GERİ SAYIM HEYECANI BAŞLADI!



Televizyon ve müzik dünyasının en iyilerinin ödüllendirildiği Altın Kelebek Ödülleri, bu kez Pantene sponsorluğunda organize ediliyor. 42.’si düzenlenecek olan Pantene Altın Kelebek Ödülleri, bu yıl da sanat camiasının önemli isimlerini bir araya getirecek. Kırmızı Halı’dan sahneye kadarki süreçte sürprizlerin yaşanacağı, yıldızlar geçidine dönüşecek olan tören, birçok yeniliğe ve ilklere de ev sahipliği yapacak.


Yıldızı Parlayanlar onlar oldu

Pantene Altın Kelebek Ödülleri’nde bu yıl yeni bir kategori daha var: “Pantene Yıldızı Parlayanlar”. Senelerdir saç bakımına getirdiği yeniliklerle Türkiye’de ve dünyada öne çıkan Pantene, bu özel gece için ise Türkiye’nin yıldızı parlayan genç isimlerine eşlik ediyor olacak. 42 yıllık Altın Kelebek tarihinde bu yıl ilk kez verilecek “Pantene Yıldızı Parlayanlar” ödülünün sahipleri Hande Erçel, Bensu Soral ve Nilay Deniz oldu.








Gecenin yıldızı sen ol, Pantene saçının farkını kırmızı halıda da göster! 

42. Pantene Altın Kelebek Ödülleri’nde televizyon ve müzik dünyasının en iyileri senin vereceğin oylarla parlayacak! www.pantenealtinkelebekodulleri.com’a gir ve sen de en sevdiğin sanatçılara oyunu ver. Ayrıca “benim de saçlarım güçlü ve sağlıklı görünüyor” diyorsan, “Gecenin Yıldızı Ol” kısmına başvur. Kişisel bilgilerini gir ve fotoğrafını yükle. Pantene Altın Kelebek Özel Jürisi’nin seçimleriyle bu büyülü gecede benzersiz deneyimler yaşayacak 15 şanslı kişiden biri de sen ol! Üstelik kendini bir yıldız gibi hissedeceğin gecede, sahne arkasında yıldızların heyecanına tanık olma ve en sevdiğin sanatçıya sahnede ödülünü verme şansı yakala. Pantene saçının farkını kırmızı halıda da göster!


Bu heyecanı kaçırma!

Vuslat Doğan Sabancı, Hürriyet, Kanal D ve Pantene’in ev sahipliği yapacağı Pantene Altın Kelebek Ödül Töreni, 4 Ekim Pazar akşamı Kanal D’den canlı olarak yayınlanacak.


www.pantenealtinkelebekodulleri.com

#pantenealtınkelebek


Pantene Altın Kelebek Ödül Töreni’nin tanıtım filmi  ve kamera arkası görüntüleri için tıkla.




Bir boomads advertorial içeriğidir.

Züğürdün Malı Zengini Mi Yordu?


Paranız olmadığı için lüks mağazalardan alışveriş yapamıyor musunuz?
Ömrünüzde hiç marka kıyafet giymediniz mi?
Bırakın o mağazalara girmeyi, önünden bile geçemediniz mi?
Sizinki de dert mi?
Oturun halinize şükredin çünkü sizden daha acınası durumda olan ultra zengin hanım ablalar var.
Biz ya biz ne kadar da şanslı insanlarız haberimiz yokmuş bugüne kadar.
Işıl Reçber Hanım abla geçenlerde dert yanmış. Ah demiş ben o kadar paralar döküp de tonla kıyafet alıyorum sonra da bir kere giyinip dolabın köşesine atıyorum demiş.  Ben bu kadar para döküyorum yazık oluyor demiş. Çok özeniyorum pazardan alışveriş yapanlara. Acaba oralar nasıl yerler. Keşke ben de gidebilsem pazara. En azından ucuz ucuz alırım da bir kere giyip köşeye attığımda içim yanmaz demiş.

Yaa gördünüz mü işte siz fağkirler 5 tl ye 10 tl ye pazardan tişört alıp giyerken ne kadar da şanslıymışsınız. O zengin hanfendi ne kadar da bedbahtmış. Tonlarca para döküyor ve bir defa giyiniyor. Ne kadar şanssız bir hanfendi. Biz ise aldığımız kıyafeti toz bezi olana kadar giyiniyoruz. Mutlu olmazsak yuh bize.
Neyse hanımefendinin tek derdi pazara gidememek olsun. Biz de kendi işimize dönelim :D

Gül ve Avcı - Asude (Kitap Yorumu)



Aslında ben Gül ve Avcı'yı Mayıs ayında alacaktım ama Kocaeli Kitap Fuarı'nda kalmamıştı. Ama sonra duydum ki ciltlisi çıkacakmış. Ciltlinin çıkmasını bekledim. Ardından Beni Sev Diye'nin çıkmasını bekledim. Malum kitap alacağım zaman toplu alım yapıyorum. Önce Gül Ve Avcı'yı okudum çünkü Beni Sev Diye kitabında Gül ve Avcı'dan karakterler yer alıyor. Neyse kısa keseyim de konusuna geçeyim.


Evelyn, hayatında ilk kez gördüğü soylu dük Julian Benedict Wharton' a aşık olmuştu. Ama bırakın karşılığını görmeyi yerine ağır hakaretlere maruz kalmıştı. Bir gün amcasıyla birlikte ufak tefek dedektiflik işlerini gördükleri bürolarına gelen iki adam, Julian'in cinayetle suçlandığını ve onu ortaya çıkarmalarını isterler. Eline intikam fırsatı geçen Evelyn bunu kaçırmaz ve Julian'in karşısına bambaşka biri olarak çıkar.

Eh bundan sonrasında da tahmin edeceğiniz üzere bol aşklı sayfalar bizi bekler.

Asude karakterlerinde Mert'den sonra en sevdiğim Julian oldu. Kitabı beğendim ben. Zaten tarihi aşk kitaplarını da severim. Bir Türk yazar İngiliz hikâyesi yazar mıymış demeyin yazarmış arkadaş.

Beni bilenler bilir çok fazla çoluk çocuk sevmem ama buradaki çocuğa bayıldım. Allah Allah yaşlanıyorum galiba bu ara sevdiğim çocuk sayısı artıyor :D
Hani her kitapta başrol adamın bir can arkadaşı olur ya bu kitaptaki de Tyrell Granby'di. Çok fazla gözükmedi ama ben gözüktüğü kadarıyla sevdim kendisini. Ciddi sert adamın yanındaki sempatik alaycı adamlara bayılırım :D

Sonuç olarak sevdim bu kitabı. Şuan Beni Sev Diye'yi okuyorum. Okuduğum kadarıyla şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki bu kitaptan daha güzel olmuş. Bence Asude seviye atlamış. Neyse bu yorumumu sonra yaparım. Böylelikle elimdeki kitap da bitince Asude'nin tüm kitaplarını okumuş olacağım.

Peki siz okudunuz mu bu kitabı?
Ayrıca Beni Sev Diye için de çekilişim var katılmak isterseniz buradan buyurun :)

Edis Kliplerinde KPOP Figürleri

Bence Edis bu yıl çıkış yapan en iyi şarkıcı. Kendisini ve şarkılarını çok sevdim. -Sadece klipli şarkılarını dinledi başka var mı bilmiyor-sesi çok hoşuma gitti.
Şimdi şöyle Edis'in klibini koyayım şuraya önce.


Edis'in klibinde 03:00 ile Super Junior Mr Simple klibindeki 04:20 nasıl da benziyor değil mi.
Ayrıca yine Edis'in klibindeki 2.53 den sonrası ve Super Junior Perfection klibindeki 02:36 benziyor.
Aslında öyle aman aman kopyla yapıştır bir benzerlik değil. Sanki parça parça anlık olarak birleştirilmiş gibi ama zamanında kpop çok dinleyen biri olduğum için izler izlemez benzettim.
Bir de Edis'in klibinde 02:45 den sonrasını da bir yerde gördüm sanki ama çıkaramadım onu.

Bilemiyorum işte belki tamamen yeni bir koreografidir ya da başka yerlerden alıntılanmış da olabilir zaten çok da anlamam bu işlerden ama ne olursa olsun benim çok hoşuma gitti. Bıkmıştım artık arkada 5 tane dansçı kız oynatıp da şarkıcının önde bayrak direği gibi oradan oraya sallanmasından. Edis'e yakışmış dans etmek. Bence hep böyle devam etsin.

E hadi o zaman sonra görüşürüz :D

edis, super junior, kpop, suju, türk pop, pop müzik, müzik, şarkı, klip, edis görgülü, mr simple, perfection, olmamış mı, benzerlik, dans, sahne, koreografi,

Güneşin Kızları'nda Benzerlik



Güneşin Kızları'nı izliyor musunuz? Dizi ya ben Ankaraya gitmeden hemen önce başlamıştı ya da oradayken o yüzden izleyememiştim. Açıkçası Emre Kınay'ı da biraz itici bulduğumdan izleme isteğim pek yoktu. Geçenlerde kardeşimle tekrarlarından birine denk gelmişken ilgimizi çekti biz de baştan izlemeye başladık.

Geçen gece sanırım 5. bölümü izliyorduk şöyle bir sahne ile karşılaştım. -Direk karakter isimleri ile yazıyorum tanıtmadan-
Can, Peri ile vakit geçirmek ister ama ablası Nazlı izin vermez. Ne zaman Peri'nin yanına gidecek olsa gölge gibi yanındadır. Can'ın arkadaşı da Savaş'ı görünce;
"Oğlum işte aradığımız adam. Savaş abiden başkası Nazlı ablayı idare edemez. Adam sayko, psikopat, herkesin korktuğu birisi. Gel biz bunu Nazlı ablaya ayarlayalım da Peri ile seni rahat bıraksın" der.

Tabii bu zıpırlar hemen gidip Savaş'a rica ederler, "abi nolur Nazlı ablayı dışarı çıkar da biz de Peri'yle biraz vakit geçirelim" diye.

Sonra ki bir sahnede de şöyle olur;
Can, Peri'ye erkek arkadaşı olup olmadığını sorar ve aldığı yanıt "Ben kendime bir söz verdim. Nazlı ablamın sevgilisi olmadan benim de olmayacak" olur.

Bu sahneler size de tanıdık geldi mi?
Evet evet o film gibi. Yani 10 Things I Hate About You
Böyle bir anda tekrar o filmi izler gibi oldum. Aslında güzel de olmuş tam yakışmış :D

Kısacası ben bu diziyi sevdim :D

Beni Sev Diye - Asude ÇEKİLİŞİ


Asude'nin son kitabı Beni Sev Diye için çekiliş düzenliyorum.

Kurallar basit.

GFC üzerinden blogumu takip et,

En az 1 sosyal medya hesabında paylaş,

Yorumda paylaştığın linki ve mail adresini bırak.

+1 şans için instagram hesabımdaki çekilişe de katılabilirsiniz.


Son katılım: 16.09.15

Bol şans :D

Saçmalama Mimi :D


Bu ara hiç yazı yazasım yok :( Yazamıyorum yani aklıma geliyor ama yok ı ıh klavyemden dökülmüyor kelimeler :( Kitap da okuyamıyorum doyasıya. Hava o kadar sıcak ki ya klimanın ya vantilatörün dibine gidip nefes almaya çabalıyorum . Haliyle enerjim tükeniyor oturduğum yerde.

Böyle bir yazı yazamama anımda Finding Me blogunun sahibesi adaşım bana mim paslamış. Çok bekletmeden yazayım istedim.

Şirin Babalar

Hani ünlü oyuncular genelde gezer, tozar, her gün bir başkasıyla gönül eğlendiriler ya şimdi öylelerini değil de hayat arkadaşlarını bulmuş şirin babaları göreceğiz.

Karşınızda üç şirin baba var. Bu oyuncuları sevmemin en büyük nedenlerinde birisi çocuklarıyla verdikleri pozlar. İlk dikkatimi çeken Stephen Amell olmuştu. Kızı Blue o kadar şeker ki maşallah. Şunu da belirteyim Dünya üzerindeki çocukların yüzde sekseninden nefret ederim. Onlar da benden nefret ederler. Aramızda böyle bir nefret ilişkisi vardır. Millet bebek fotosu gördüğünde kendinden geçerken, ben "ıyy bunun neresi güzel be" diyerek tüm delici bakışları üzerimde toplarım. Neyse konuya dönersek eğer, nam-ı diğer Oliver'ın bebesi çok tatlı. ♥ -bak kalp bile koydum.-




Bu mutlu aile tablosundan bir diğerine geçiyorum.
Jensen Ackles... Kendisini pek severim. Supernatural izlemeden önce de severdim ama ailesiyle olan fotolarını görünce daha bir sevdim. Şirin kıza bir kalp ♥



Son olarak da Jared Padalecki. -bu adamın ne biçim soyadı var be-
Kendisini dizi ile sevdiğim doğrudur. Ama diğerleri gibi en etkin faktör bebeleri :D Bu şirin delikanlılara da birer kalp ♥♥



 
Yani demek istiyorlar ki bizi sevin, hayranımız olun ama sınırlarımızı çizelim. Bizler aile babasıyız. :D
Bu üçünden en çok Stephen ve Jensen'ı seviyorum çünkü onlar kız babaları. :D Evet cinsiyet ayrımcılığı yapıyorum tam burada, şuanda :D Kızlar daha şirin oluyorlar :D Ayrıca şu bebeklerin güzelliğine bakar mısınız? Anaları güzel, baları güzel olunca çocuklar da çifte güzel oluyor :D
Bu üç şirin babaya mutluluklar dileyerek bitiriyorum yazıyı.
Var mı sizin bildiğiniz şirin babalar?

Siyah Buz - Becca Fitzpatrick

 
Britt ve arkadaşı Korbie, Korbie'nin ailesinin dağ evine tatile gitmek için yola çıkarlar. Fakat yolda bastıran kar fırtınasından dolayı arabaları hareket edemez. Ormanın içinde buldukları bir kulübeye sığınırlar. Fakat kulübede iki genç adam vardır. Kar fırtınasında kalmak mı yoksa tanımadıkları adamlara güvenmek mi? Yazarın daha önce Hush Hush serisinden 2 kitabını okumuş ve beğenmemiştim. Bu kitap da Hush Hush gibi melekli şeytanlıdır diye ne zamandır okumayı erteliyordum. Ama yok bu kitap daha güzeldi. Kitabın temposu hiç düşmedi. Faili meçhul cinayetler, kar fırtınasında yaşama savaşı... Ama ben kitabın sonunda neler olacağını yarısında tahmin ettim. Artık o kadar çok dizi, film izleyip, kitap okudum ki olayların sonunu başından tahmin etmeye başladım. Sözün özü kitap guzeldi. 

Alıntı;

"Hikayemiz yıllar önce başlamıştı ve hayatı benimkiyke öylesine iç içe dokunmuştu ki iki ayrı iplik bulmak bile imkânsızdı."



Selin'in yorumunu okumak için buraya tıktık

Priz Ne Tarafta?


Yaşamak için ne gerekli diye sorsalar kesinlikle hava, su, gıda, barınak vs saymaya başlarız. Bunlar temel ihtiyaçlar. Ama bir de ihtiyaç listemizin üst sıralarına tırmanan bir şey var ki o da teknoloji. Özellikle akıllı telefonlarımız olduğundan beri solunum cihazına bağlanır gibi prize bağlı yaşamaya başladık. Sadece priz de değil, eğer telefonda internet paketi yoksa büyük sorun. Bu sefer gideceğimiz evleri Wi-Fi si olanlar ve olmayanlar olarak ayırmaya başladık. Wi-Fi si yoksa neyse oraya sonra gideriz, Wi-Fi si varsa koş koş koş... Mesela şuan kuzenlerle birlikte oturuyoruz ve hepimizin elinde telefon var. Zaman zaman priz ve şarj aleti için kavga ettiğimiz de oluyor. Halimizden şikayetçi mıyız peki? Haaayıırr... Sorun da burada ya halimizden şikayetçi değiliz.

Metro İçin Bir Daha Düşünürüm.


Eskiden en iyi otobüs firması Metro idi. Bakın idi diyorum çünkü artık berbat bir otobüs firması. Sene de en az 2 defa otobüs kullanırız. Nedendir bilmem her seferinde de biletlerimiz Metro ya denk gelir. 1 saatlik yol olsa sorun değil ama İstanbul Ankara arası yol bana bitmek bilmiyor. Yaşadığım talihsiz bir yolculuktan ötürü de artık yolculukta kitap okuyamıyorum, midem bulanıyor. Hal böyle iken oyalanacak bir şeyler arıyorum ama Metro da ne mümkün. Televizyonları çalışmıyor. Bu bir seferlik bir tecrübe değil belki 4-5 seferdir aynı. TV çalışsa ki o da bir kaç kanal ve sık sık  yayın gidiyor, bu sefer de kulaklıklar çalışmıyor. 20 dk mola veriyorlar. Kardeşim evimde değilim ki ben hızlı hızlı abdest alabileyim. Onca kalabalığın içerisinde tuvalete git, mescite git, abdest al, basortunu yap, namaz kıl derken nefes alacak zamanım kalmıyor. Ve o kadar hızlı davranmama rağmen  moladan hiçbirşey anlamıyorum, üstüne hareket etmek üzere olan aracın muavinin tip tip bakışları ve azarına maruz kalmak da cabası oluyor. Hadi bunları da bir kenara attık. Bayram dönüşü babam İzmit'e döndüğünde babamın valizini bir başkasına vermişler. Muavine ve otogardaki büro çalışanlarına söylediğinde ise ilgilenmemişler. Babamın anahtarları da çantasındaymış ve telefonla konuştuğumuzda kapıda kaldığını söylemişti. Babam ana ofislerini aradığında konuşacak birilerini ancak bulabilmiş. Peki bu valiz neden kayboldu  sebebini söyleyeyim. Çünkü muavinler yolculara verdikleri valiz numaralarına bakmadan "abi senin valiz hangisi?" diyerek önüne gelene istediği valizi veriyorlar. Bizim işimiz halloldu, valizi bulabildik ama ya alan kişi geri getirmesiydi? Metro şirketinden hiç memnun değilim vesselam!

İnadına Aşk - Dizi Tanıtımı


Bu yıl güzel diziler başladı. Bunlardan birisi de İnadına Aşk..
Diziyi nasıl anlatsam? Şöyle ki Karadenizli bir ailenin tek kızı olan Defne okulunu birincilikle bitirmiş bir bilgisayar mühendisidir. Büyük bir şirkette işe başlayacağı gün abisinin kıskançlığı sebebiyle işe geç kalır. Otoparkta kıyafetini değişirmeye çalışırken bir delikanlıyla karşılaşır ve aralarında bir sürtüşme olur. Sonra bilin bakalım bu delikanlı kim çıkar? Tabii ki Defne'nn patronu Yalın..

Dizide dört çift var. Çiftlerin hepsini sevdim. Oyuncular hoşuma gitti. Hele Defne'nn abisi Çınar tam on numara karadeniz delikanlısı olmuş.

Ankara'da olduğumdan ve anaanem böyle şeyler izlemediğinden akşamları dizi izleyemiyorum. Zaten kuzenlerle muhabbet falan derken olmuyor. Gerçi tekrarlarından falan izlemeye çalışıyorum.


Diziyi beğendim beğenmesine ama beni rahatsız eden noktalar da var. Mesela çok çabuk samimi oldular. Yani ilk kez birbirlerini gören çift hemen dip dibe öpüşecek gibi duruyorlar. Bu sahneler artınca da bir süre sonra rahatsız ediyor. Yine dediğim gibi daha tanışalı bir iki gün olmuş ama kırk yıllık arkadaş gibi canımlı cicimli aşırı samimi hallere bürünüyorlar :/ Bilemedim belki de ben aşırı samimiyetten hoşlanmadığım iç.in rahatsız etmiş olabilir. Ama en garibi de uzun uzun bakışma sahneleri. Bu özellikle Çınar ve Yeşim arasında yaşanıyor. Eğer yanlış bilmiyorsam Nehir Erdem'in Deli Divane kitabından uyarlanıyor dizi. Senaryosunu Nehir Erdem yazıyormuş ama kitap konusunda emin değilim. Deli Divane'den uyarlanmayabilir de. O konuda kafam karışık biraz. Ha işte diyeceğim şu, kitapta okuyucuya o duyguyu yaşatmak için bakışma sahneleri uzun uzun yazılır ama iş seyretmek olduğunda daraltıyor.

Dizi hakkında beni en çok şaşırtan da Osman Sınav oldu. O genelde daha ciddi nasıl desem kış dizileri çekerdi. Böyle şeker, çıtır yaz dizisi çekmesine şaşırdım.

Dizideki Karadenizli aile tam cuk oturmuş. Konuşmalar davranışlar süper olmuş. Şu söylediğim eksikler de olmasa müthiş olacakmış. Aşırı samimiyet bana cıvıklık gibi geliyor.

Sonuç olarak tercihimi Yalın'dan yana kullanıyorum :D Ama Çınar gibi de bir abim olsaymış keşke :D


Tasarım:Sawako Kuronuma